MERSİN’DE GÖZALTI DALGASI: BU KENTTE KİM HESAP VERECEK?
Bir kentin ticaretine, ekonomisine ve güven duygusuna gölge düşüren iddialar varsa, artık susma zamanı değil; hesap sorma zamanıdır.
Mersin bugün yine çok önemli bir soruşturmanın gündemiyle sarsılıyor.
Yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatların manipüle edildiği ve haksız kazanç sağlandığı iddiaları kapsamında yürütülen soruşturmada, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır’ın da gözaltına alınması, meselenin sıradan bir adli olay olmadığını gösteren son derece önemli bir gelişmedir.
Ama burada çok açık konuşmak gerekiyor:
Gözaltı, suçluluk değildir.
Hukuk devleti bunu gerektirir. Soruşturmanın sonucunu beklemeden kimseyi suçlu ilan etmek ne gazeteciliğe yakışır ne de hukuka.
Ancak aynı şekilde, “Nasıl olsa soruşturma” deyip bu olayın üzerini örtmek de mümkün değildir.
Çünkü mesele yalnızca birkaç iş insanının adı değildir.
Mesele; üreticinin alın teridir.
Mesele; halde, tarlada, depoda, markette oluşan fiyatlardır.
Mesele; vatandaşın pazara gittiğinde neden daha fazla para ödediğidir.
Mesele; üreticinin ürününü ucuza satarken tüketicinin neden pahalıya almak zorunda kaldığıdır.
Ve en önemlisi…
Mersin’in ticaretine duyulan güvendir.
BU KENTTE KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, kent ekonomisinin en önemli kurumlarından biridir.
Başkanlık koltuğunda kim oturursa otursun, o makamın üzerinde çok büyük bir kamuoyu sorumluluğu vardır.
Dolayısıyla soruşturmanın nereye kadar uzanacağı, kimlerin ifadeye çağrılacağı, hangi şirketlerin ve hangi ilişkilerin mercek altına alınacağı kamuoyunun doğal olarak dikkatini çekmektedir.
Burada kimseye peşinen suçlu muamelesi yapılmamalıdır.
Fakat hiç kimse makamı, unvanı veya ekonomik gücü nedeniyle dokunulmaz da değildir.
Hukukun temel kuralı budur.
Eğer ortada suç yoksa, soruşturma sonucunda gerçek ortaya çıkar.
Eğer varsa, hukuk gereğini yapar.
Bizim istediğimiz tam olarak budur: Ne linç, ne koruma… Sadece hukuk ve gerçek.
ASIL SORU VATANDAŞIN SORUSUDUR
Vatandaşın kafasında yıllardır aynı soru var:
“Ürün tarladan çıkıyor, neden sofraya gelene kadar bu kadar pahalanıyor?”
Bu sorunun cevabı artık daha fazla ertelenemez.
Aracılar kim?
Dağıtım zinciri nasıl işliyor?
Fiyatlar nerede yükseliyor?
Kim ne kadar kazanıyor?
Hangi şirketler hangi bağlantılar içerisinde?
Piyasa gerçekten rekabetçi mi?
Bunların tamamı şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır.
Çünkü vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun hesabı sorulmalıdır.
BURADAN AÇIK BİR UYARI YAPIYORUM
Mersin’de yıllardır ekonomik gücü, siyasi ilişkileri veya makamları sayesinde kendisini dokunulmaz zanneden herkes için söylüyorum:
Bu şehir kimsenin babasının çiftliği değildir.
Kamu görevi yapan da, ticaret yapan da, oda yöneten de, büyük şirket sahibi olan da hukuk karşısında eşittir.
Gazetecinin görevi de alkışlamak değil, gerektiğinde soru sormaktır.
Hem de rahatsız eden soruları…
Çünkü gerçek gazetecilik, güçlüye karşı susmamak; güçsüzün hakkını savunmaktır.
Bugün soruşturma kapsamında gözaltına alınan isimlerin suçlu olup olmadığını mahkeme ve soruşturma süreci belirleyecek.
Ama Mersin halkının gerçekleri öğrenme hakkı bugünden vardır.
Ve bu hak ertelenemez.
SON SÖZ
Ben buradan hem yetkililere hem de ticaret dünyasına sesleniyorum:
Bu soruşturma sonuna kadar şeffaf yürütülmelidir.
Kim suçluysa hukuk önünde hesabını vermelidir.
Kim suçsuzsa da hiçbir şaibeye izin verilmeden aklanmalıdır.
Ama hiç kimse makamının arkasına saklanmamalıdır.
Çünkü mesele artık sadece bir soruşturma değildir.
Mesele Mersin’in itibarıdır.
Mesele vatandaşın sofrasıdır.
Mesele üreticinin emeğidir.
Ve mesele, bu kentte adaletin gerçekten herkes için eşit olup olmadığıdır.
Mersin susmayacak.
Gazeteciler susmayacak.
Gerçek ortaya çıkana kadar sorular sorulacak.
Çünkü bu şehirde artık kimsenin koltuğu, hukukun üzerinde değildir.