TANTUNİ..

Mersinimizin marka değeri tantuni, benim için marka ve lezzetten öte bir anlam taşır..
İlk tantuniyi 81 yılında öğrenciyken yemiştim…
Atatürk Lisesi’nden çıkışta, bir çok öğrenci soluğu orada alıyordu..
Bazıları da; Varlılar Kereste’de…
Usta sandıkçılar vardı okulda…
Bir kaç dakikada sandık çakarlardı…
Hem aileye katkı, hem ertesi günün harçlığı oradan çıkıyordu…
Benim ev Yanpar Mahallesi’nde..
Çiftçiler caddesi o sıralar stabilize…
Evin yolu uzun…
Bırak servisi, minibüsler bile o sıralar köy arabası gibi 20-30 dakikada bir kalkıyor.
Gerçi erken gelse ne, kaçak binersek ne ala…
O yıllar, Güneykent, Halkkent diye bir yerleşim yeri yok!
Bir kısmı çöp alanı, diğer kalanı narenciye bahçeleri…
En uzak yerleşim yeri mahalle olarak Tuz deposu civarı , köy olarak Yalınayak, Arpaç…
Yolun solu Toroslar, sağı Akdeniz…
Ama ilçe değiller henüz..
Belediye de büyük değil..
Gecekondu bölgesi yani..
O yüzden at araba sayısı fazla olan bir bölgeydi.
Okul çıkışı at arabası yolu gözlerdik, eve erken varmak için..
Bazı at arabacıları insaflıydı..
Erken paydos etmişse bile, öğrencileri evine götürmek için Varlılar Kereste’nin orada beklerdi.
Sıra arkadaşlarım Ahmet ve Cengiz’le çocuk yurdu önünde ayrılırdık…
Bazen eve giden o yol azap olur, bitmezdi…
İmrenirdim yurt arkadaşlarıma…
Dört yoldan karşıya geçip evin yoluna girdiğimde şimdiki ışıkların dibinde derme-çatma kulübede 2 adet yan yana tantunici ve kebapçı vardı.
Karşısı Varlılar Kereste…
Her iki köşe de kalabalık olurdu okul çıkışında..
Merak ederdim sol köşedeki arkadaşlarımın ne yediklerini..
Ballandıra ballandıra anlatırlardı…
Önce kokusu yayılıyordu.
Ama tantuni ismi garipti…
Tantuni yemek için annemden bazen fazla para isterdim..
Evde ekmek arası bir şey yoksa, alabildiğimiz harçlık bir tane simide yeterdi çünkü..
Ara ara hem annemden, hem ağabeylerimden harçlık koparırdım.
Ama; lisenin önündeki şalgamcı ve biberli poğaça satanlar yüzünden yiyemezdim bir türlü tantuniyi…
Ama sık sık o kalabalığa karışıp merakımı gideriyordum…
Yine bir gün kalabalığı yararak, geldim tezgahın başına.
Usta açık ekmeği tepsinin üzerindeki etin üstüne atıp ısıtıyor.
Aslında ekmeği bandırma yok.
Sabah ya da öğlen gelen açık yada somun ekmek, akşama doğru sertleşip, bayatlayınca, etin buharında ısıniyor, yumuşuyordu.
Sonra içine soğanı, domatesi ve yeşilliği katıp son olarak eti katıyordu usta…
Genelde açık ekmekle yeniyordu.
Çok acıktığım bir akşam çıkışında koku beni çekti…
Geldim tezgahın başına, görüntü ile gözümü, kokusu ile nefsimi doyuruyordum.
Sınıf arkadaşım Celalettin ile sık sık tezgah başında karşılaşırdık.
O gün aç ve parasız olduğumu hissetmiş sanki, sordu.. “ Fatih niye yemiyorsun? Paran mı yok? Ben ısmarlayayım, ye bir tane”…
Celalettin her gün okul çıkışı iki tane yerdi.
“Ye bir tane benden, avanta nasıl olsa”
‘Nasıl yani’ dedim…
Sandık çakma ustasıydı Celalettin…
Diğerleri ile sandık çakma yarışı yapar, hep birinci olurdu.
Patronun düzeniydi.
Kim birinci olursa tantuni bedava…
Celalettin sınıfın en uzunu, en uysalı ve mert çocuğuydu.
Bizden önce hayata atılmış, nafaka savaşına önce başlamıştı.
Neyse…
Aksi yüzlü dayı açık ekmek tantuniyi sardı verdi…
Tantuniyi ilk ısırdığım anı unutamam…
Hasretle tadını merak ettiğim tantuni müthiş bir lezzetti…
Celalettin sayesinde tatmıştım.
“Sağol gardaş “ demek için kalabalıkta Celalettin’i aradım, bulamadım…
Tam eve doğru yönelirken, Celalettin çoktan bir sonraki günün avanta tantunisi için sandık başına geçmiş, takır takır çakmaya başlamıştı.
Sonraki günlerde tantuni yiyebilmek için ben de sandıkçılığa başlamak istesem de, ailem izin vermedi..
Ama harçlıklarımı biriktirip haftada bir yemeğe başladım..
Yıllar sonra yine  öğrendim ki, o tantuni ve kebap yediğimiz dayı Esat Durak’ın dedesi Kebapçı Kör Şevki’ydi…
O yüzden Tantuni özeldir benim için..
Türkiye’nin son 20 yılına damgasını vuran kentler marka değerini katlarken, Mersin marka değerlerini bir bir kaybetmeye devam ediyor.
Yozlaşmadık bir Tantuni kalmıştı.
Önce ismiyle ilgili birbirine benzemeyen hikayeler, kökünü araştırırken, yok Suriye’den geldi, yok Mısır’dan geldi.
Lübnan’dan geldiğini bile duydum.
Az malzemesi ve basit tarifi nedeniyle her önüne gelen tantunici açıyor.
Tadı berbat, yağı ağır, eti kızdırılmış…
Bir kaç kez yeme gafletinde bulundum.
Sabaha sancılarla uyandım.
Hastanelik olan bile duydum.
Kentte iki elin parmak sayısını geçmiyor orijinal lezzetine ve tarifine sadık kalan..
Halbuki bine yakın tantunici var.
Bu hoyratçılığa ya birilerinin dur demeli, yada aslına uygun tarif mecbur edilmeli…