SİYASETİN ACİ GERÇEĞİ: VATANDAŞIN KAPISINI KİM AÇIYOR?
İktidar neden kazanıyor?
Bu soruyu yıllardır siyasetçiler de, gazeteciler de, vatandaşlar da soruyor. Kimi ekonomik nedenleri söylüyor, kimi muhalefetin hatalarını, kimi teşkilat yapısını, kimi de liderlik meselesini… Ama siyasetin çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir tarafı daha var: Vatandaşla kim gerçekten temas kuruyor? Mersin’de siyasi teşkilatların çalışma biçimine baktığınızda, bu sorunun cevabı bazı noktalarda kendiliğinden ortaya çıkıyor. Özellikle Halk Günü toplantıları, vatandaş ile teşkilat arasında doğrudan bir iletişim kanalı oluşturuyor. Vatandaş geliyor. Sıkıntısını anlatıyor. İlçe başkanının karşısına oturuyor. Teşkilat yöneticileriyle konuşuyor. Talebini doğrudan iletiyor. Bazen bir milletvekiline, bazen il başkanına, bazen ilçe başkanına ulaşabiliyor. En önemlisi de vatandaş kendisini dinleyen bir muhatap buluyor. İşte siyasetin belki de en önemli noktalarından biri burada başlıyor. Çünkü vatandaş her zaman istediği şeyin hemen yapılmasını beklemiyor. Bazen sadece dinlenmek istiyor. “Benim derdimi birileri biliyor” demek istiyor. “Benim sesimi birileri duyuyor” demek istiyor. Siyasetçi açısından bakıldığında küçük görünen bir mesele, vatandaş açısından hayatının en önemli sorunu olabilir. İşte teşkilat siyasetinin gücü de burada ortaya çıkıyor.Bugün birçok insan siyasetçiye ulaşamamaktan şikâyet ediyor. Telefonlara cevap verilmemesinden… Parti binalarına gittiğinde muhatap bulamamaktan… Derdini anlatacak bir kapı bulamamaktan… İşte iktidar partisinin yıllardır uyguladığı teşkilat sisteminin güçlü taraflarından biri de burada karşımıza çıkıyor. Kapıyı açık tutuyor. İl başkanı, ilçe başkanı ve teşkilat yöneticileri vatandaşın karşısına çıkıyor. Vatandaş geliyor ve doğrudan konuşuyor. Bu temasın sandığa nasıl yansıdığını ayrıca tartışabiliriz. Ama bir gerçek var: Vatandaş kendisini dinleyen, önemseyen ve geri dönüş yapan yapıyı unutmuyor. Siyaset sadece seçimden seçime vatandaşa gitmek değildir. Siyaset, seçim olmadığı zaman da vatandaşın yanında olmaktır. Siyaset, vatandaşın düğününe gitmektir. Cenazesine katılmaktır. Esnafın kapısını çalmaktır. Mahalleye inmektir. Kahvehaneye oturmaktır. Vatandaşın sorununu dinlemektir. Ve en önemlisi, vatandaşın karşısına çıkmaktan korkmamaktır.
Peki muhalefet neden aynı etkiyi oluşturamıyor? Burada mesele sadece ideoloji veya parti politikaları değil. Teşkilat ve vatandaş ilişkisine bakmak gerekiyor. Vatandaşın ulaşabildiği, derdini anlatabildiği, karşısında bir muhatap bulabildiği bir siyasi yapı oluşturulmadığında, vatandaş zamanla o yapıdan uzaklaşıyor. Siyasetçi vatandaşın ayağına gitmezse, vatandaş da bir süre sonra siyasetçinin kapısını çalmaktan vazgeçiyor. Sonra sandık geliyor. Siyasetçiler sonuçlara şaşırıyor. Oysa sandık günü ortaya çıkan sonuç, sandık gününde oluşmuyor. Sandığın sonucu, yıllar boyunca kurulan ilişkilerin sonucudur.
Benim açımdan burada asıl tartışılması gereken konu, bir partinin diğerinden üstün olup olmadığı değil. Vatandaşla kim daha fazla temas kuruyor? Kim vatandaşın kapısını çalıyor? Kim vatandaşın derdini dinliyor? Kim seçim olmadığı dönemde de sahada kalıyor? İşte siyasetin geleceğini belirleyecek önemli sorular bunlar. Çünkü siyasetin merkezinde aslında çok basit bir şey var: İnsan. Vatandaş. Esnaf. Emekli. İşçi. Genç. Kadın. Çiftçi. Herkes. Bu insanlarla temas kurmadan siyaset yapılabilir. Ama vatandaşın gönlünde karşılık bulmak başka bir meseledir. İktidar partisinin yıllardır yaptığı en önemli işlerden biri de belki tam olarak budur: Teşkilatı seçimden seçime değil, her gün sahada tutmak. Bu sistemin siyasi sonuçlarını herkes farklı yorumlayabilir. Ancak sahadaki bu çalışma biçimini görmezden gelmek de mümkün değil.
Bugün muhalefet partilerinin üzerinde düşünmesi gereken meselelerden biri de budur. Sadece Ankara’da, il merkezlerinde veya sosyal medyada siyaset yapmak yetmez. Vatandaşın mahallesine gitmek gerekiyor. İlçe binasının kapısını açık tutmak gerekiyor. Telefonlara cevap vermek gerekiyor. Vatandaşın karşısına oturmak gerekiyor. Ve bazen hiçbir şey yapamıyor olsanız bile sadece: “Seni dinliyorum.” diyebilmek gerekiyor. Çünkü vatandaş bazen çözümden önce muhatap arıyor.
Son sözüm siyasetçilere: Seçim günü sandık başına giden vatandaşın oyunu kazanmak istiyorsanız, önce seçim olmayan günlerde vatandaşın gönlüne girmek zorundasınız. Kapınızı açın. Telefonunuzu açın. Sokağa çıkın. Vatandaşın yanına gidin. Çünkü siyaset sadece kürsüde yapılmaz. Siyaset, vatandaşın karşısında yapılır. Ve belki de bütün meselenin özeti şu cümledir: