takiphaber

takiphaber

18 Şubat 2026 Çarşamba

Küçülen Evler, Daralan Hayatlar

Küçülen Evler, Daralan Hayatlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gittikçe küçülüyoruz daha önceleri 4+1’lerde oturanlar 3+1 olanlar şimdi 0+1 1+1 2+1 gibi evlerde oturuyoruz Eskiden geniş arabalar vardı aile kalabalıktı arabalar ufaldı aileler 10 kişilik aile 3 kişilik olmaya başladı bizim bu inşaatımız hayra alamet değil bununla ilgili bir köşe yazısı hazırlar mısın

Harika bir gözlem. Toplumun fiziksel olarak daralırken, ruhsal ve sosyal olarak da nasıl bir kabuğa çekildiğini anlatan, derinlikli bir köşe yazısı hazırladım.

Metrekareye Sığan Yalnızlık: Küçüldükçe Eksiliyor muyuz?
Eskiden evlerimizin koridorlarında yankılanan çocuk sesleri, mutfağından eksik olmayan bereketli tencereler ve kapı eşiğinde bitmek bilmeyen vedalaşmalar vardı. 4+1 dairelerin ferah salonlarında bayramlaşılır, geniş balkonlarda mahalleliyle çay içilirdi. Arabalarımız da evlerimiz gibi heybetliydi; bagajına koca bir ailenin umutlarını, arka koltuğuna ise üç-dört çocuğu sığdırabilen o geniş “aile arabaları” bir statüden ziyade bir ihtiyaçtı.

Peki, ne ara bu kadar küçüldük?

Bugün şehirlerin silüetini devasa bloklar ama içindeki “cüce” yaşamlar belirliyor. 0+1, 1+1, 2+1… Sayılar azaldıkça, sadece duvarlar birbirine yaklaşmıyor; biz de birbirimizden uzaklaşıyoruz. “Stüdyo daire” denilen o daracık alanlar, aslında modern insanın yalnızlığına biçilmiş birer kılıf gibi. On kişilik sofralardan üç kişilik, hatta çoğu zaman televizyon karşısında tek kişilik atıştırmalıklara evrildik.

İnşaat Sadece Binada Değil, Ruhta Başladı
Bu küçülme sadece mimari bir zorunluluk ya da ekonomik bir daralma değil; bu, toplumsal yapımızın “inşaatında” bir temel kaymasıdır. Eskinin o geniş aileleri, birbirine omuz veren akrabalık bağları, şimdi yerini “minimalist yaşam” adı altında paketlenmiş bir bireyselliğe bıraktı.

Evler küçüldü: Misafir odası kavramı tarih oldu, çünkü misafir ağırlayacak yerimiz de, o eski sabrımız da kalmadı.

Arabalar ufaladı: Artık kalabalık bir sülaleyi pikniğe götürecek geniş araçlara ihtiyaç duymuyoruz; çünkü herkes kendi küçük dünyasında, kendi küçük rotasında ilerliyor.

Aileler seyrelidi: Paylaşmanın getirdiği o tatlı gürültü, yerini “sessiz konforun” getirdiği soğuk huzura bıraktı.

Hayra Alamet mi?
“Bu inşaatımız hayra alamet değil.” Fiziksel alanlar daraldıkça, hoşgörü sınırlarımız da daralıyor. Bir zamanlar koca bir mahalleyi sığdırdığımız kalbimize, şimdi bir komşu gürültüsünü sığdıramaz hale geldik. Duvarlar üzerimize geldikçe, biz de kendi içimize kaçıyoruz.

Evet, belki teknoloji gelişti, binalar akıllandı, arabalar daha az yakıt tüketir hale geldi. Ancak hayatın asıl yakıtı olan “insan insana temas” bu daralmadan en büyük yarayı aldı. Biz metrekareleri hesaplarken, aslında hayatımızdan ne kadar çok hikâyeyi, ne kadar çok kahkahayı ve ne kadar çok “biz” duygusunu feda ettiğimizi fark etmiyoruz.

Unutmayalım ki; insan, sığdığı oda kadar değil, dokunduğu hayat kadar büyüktür. Eğer bu küçülme bizi sadece kendimize hapsediyorsa, o lüks rezidansların her bir odası aslında modern birer hücreye dönüşüyor demektir.

Belki de yeniden genişlemenin vakti gelmiştir; binalardan değil, gönüllerden başlayarak…