Siyasette bugün yaşananları yalnızca “CHP’den ayrıldılar, yeni parti kurdular” diye okumak büyük bir eksiklik olur.
Asıl soru şu:
Bu insanlar neden buraya kadar geldi?
Ve daha önemlisi…
CHP neden bu kadar büyük bir kopuş yaşadı?
Bugün yeni bir parti çatısı altında toplanan isimlerin önemli bir bölümü dün CHP’nin en ön sıralarında siyaset yapıyordu. Milletvekiliydiler, belediye başkanıydılar, parti yöneticisiydiler.
Şimdi ise eski partilerini eleştiriyor, yeni bir siyasi sayfa açtıklarını söylüyorlar.
İyi güzel de…
Vatandaşın da sormaya hakkı var:
Madem CHP bu kadar kötüydü, yıllarca neden o partinin içinde kaldınız?
Madem yanlışlar vardı, neden zamanında yüksek sesle itiraz etmediniz?
Madem sistem değişmeliydi, neden değişim için mücadele etmek yerine yeni bir tabela tercih edildi?
İşte burada iş dönüp dolaşıp Kemal Kılıçdaroğlu dönemine geliyor.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin başında 13 yılı aşkın süre kaldı. Bu dönem boyunca CHP seçimler kazandı, seçimler kaybetti; ittifaklar kurdu, farklı toplumsal kesimlere ulaşmaya çalıştı. 2019 yerel seçimlerinde önemli başarılar elde edildi ancak 2023 genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında parti içinde ciddi bir liderlik tartışması yaşandı.
Ve bugün geldiğimiz noktada CHP’nin yaşadığı parçalanmayı yalnızca bugünkü yönetime fatura etmek kolaycılık olur.
Kılıçdaroğlu’nun da aynaya bakması gerekiyor.
Çünkü yıllarca Genel Başkanlık koltuğunda oturan bir siyasi lider, partisinin kadro yapısından, seçim stratejilerinden, örgüt yönetiminden ve siyasi çizgisinden tamamen sorumsuz tutulamaz.
Bugün CHP’den kopan kadroların önemli bir kısmı o dönemin siyasi ikliminde yetişti.
O halde sormak gerekiyor:
CHP neden bu insanları kaybetti?
Neden parti içerisinde ortak bir siyasi akıl oluşturulamadı?
Neden yıllar boyunca aynı tartışmalar tekrar tekrar yaşandı?
Neden CHP, kendi içerisindeki hesaplaşmaları bir türlü bitiremedi?
Bugün yeni parti kuranlara “Siz nereden çıktınız?” diye soruyorsak, CHP yönetimine de “Siz bu insanları neden yıllarca taşıdınız?” diye sormamız gerekir.
Çünkü mesele sadece yeni parti meselesi değildir.
Mesele, Türk siyasetinde yıllardır devam eden bir hastalıktır: Koltuk siyaseti.
Bir siyasetçi partisindeyken partiye sahip çıkar.
Koltuğu kaybedince partiye veryansın eder.
Yeni bir siyasi oluşum kurunca da kendisini “yeni umut” olarak anlatır.
Ama vatandaşın hafızası vardır.
Dün söylediklerinizi de hatırlar.
Bugün söylediklerinizi de dinler.
Yarın ne söyleyeceğinize de bakar.
Üstelik kamuoyunda yolsuzluk, usulsüzlük veya başka ciddi iddialarla tartışılan siyasetçiler açısından da mesele çok daha hassastır.
İddia başka, hüküm başka.
Kimse hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan “hırsızdır, yolsuzdur” demek doğru değildir.
Ama kamuoyunun sorduğu soruları da “siyasi komplo” diyerek geçiştirmek siyasetçiye itibar kazandırmaz.
Tam tersine…
Şeffaflık gerekir.
Hesap vermek gerekir.
Belge gerekir.
Açıklama gerekir.
Siyasetçinin en büyük savunması bağırmak değil, hesabını açıkça verebilmektir.
CHP açısından da yeni parti açısından da gerçek sınav budur.
Yeni parti kurmak kolaydır.
Tabela asmak kolaydır.
Genel Başkan seçmek kolaydır.
Milletvekillerini yanına almak da kolaydır.
Zor olan, milletin güvenini kazanmaktır.
Kılıçdaroğlu açısından da ders bellidir:
13 yıllık Genel Başkanlık döneminin siyasi muhasebesi yapılmadan CHP’nin bugün yaşadığı krizi anlamak mümkün değildir.
Yeni parti açısından da ders bellidir:
CHP’yi eleştirerek iktidar olunmaz.
Millete ne vereceğinizi anlatmanız gerekir.
Vatandaş artık kavga istemiyor.
Koltuk kavgası hiç istemiyor.
Vatandaş iş istiyor.
Adalet istiyor.
Liyakat istiyor.
Temiz siyaset istiyor.
Ve en önemlisi…
Kendisine tepeden bakmayan siyasetçi istiyor.
O yüzden kimse kusura bakmasın.
CHP’den ayrılıp yeni parti kuranlara da,
CHP’nin geçmiş yönetimine de,
bugünkü siyasi aktörlere de aynı soru sorulmalı:
“Bu ülke için ne yaptınız ve bundan sonra ne yapacaksınız?”
Çünkü artık vatandaşın gözünde mesele CHP mi, YENİ Parti mi meselesi değil.
Mesele güven meselesi.
Koltuk değişir.
Rozet değişir.
Tabela değişir.
Genel Başkan değişir.
Ama milletin hafızası değişmez.
Sandık geldiğinde herkes, geçmişte yaptıklarının hesabını vatandaşın karşısında verir.
Ve siyasetçinin en korkması gereken şey rakibi değil…
Milletin güvenini kaybetmektir.
GÜNDEM
21 Ağustos 2026GÜNCEL
21 Ağustos 2026GÜNDEM
21 Ağustos 2026GÜNDEM
21 Ağustos 2026GÜNDEM
21 Ağustos 2026GÜNDEM
21 Ağustos 2026SPOR
21 Ağustos 2026
1
“Suriyeleşmeyi Reddetmek: İran Halkı İçin Vatan, Bir Kaçış Değil Dönüş Adresidir”
554 kez okundu
3
SİYASETİN KARANLIK YÜZÜ
416 kez okundu
4
Esnafın Dili, Gönüllerin Köprüsü ve Yanlış Anlaşılan Samimiyet.
408 kez okundu
5
Mersin siyasetinde sular durulmuyor.
404 kez okundu